11 Aralık 2011 Pazar

Tam o sırada

Bir anlık flaş patlaması gibi.

Tam o sırada elimdeki elektronik cihazı yere fırlatabilir, üstüme bir hırka almadan hızlıca odamdan çıkabilir ve yağmura baş kaldırıp bağırabilirdim içimde hapsolmuş şeyleri. Gözlerimi sımsıkı kapayıp, kaşlarımı acıtabilir, ağız kenarlarım yırtılacakmışcasına haykırabilirdim. Sokakta tek tük geçen insanların bana şaşkın bakışlarına inat onlara küfür edebilirdim.

Tam o sırada yine tanrı denen şey aklıma geldi. Hayallerimi sadece bir kaç dakikada alabilen, hayallerimi geç, on binlerce insanın canına kıyabilen tek kişi. Tanrı. Her ne kadar bizi kuklası gibi görse de, her gece kafamın içindeki tanrı ile konuşuyorum. Ona sorular soruyor, neden böyle yaptığını anlatmasını istiyordum. Eğer bana bunun cevabını vermez ise onu ona inanmamakla tehdit edeceğimi söylüyorum. Yine susuyor, yine susuyor.

Seni sevmiyorum değil, seni seviyorum ama sevmiyorum. Geceleri köprü altında bekleyen fahişeler veya Taksim'in ara sokaklarında otuzlu yaşlarındaki hayat kadınları gibisin. Bir sıcak çikolatanın dili yakması kadar acımasız ama tatlı, bir gazlı içeceğin boğazı acıtması kadar ani ama güzel.

Eh tanrı. Sen benden iki kere ertelediğin hayallerimi daha kaç kez erteleyeceksin?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder