“TK-5401 no hikouki wa gogo juuichi yonjuu fun Sakura Terminal he jouriku shita”
O siyah hırkan her zamanki gibi yine üstünde. Havaalanına yeni inmişsin. Gece saat 12.04. Pasaport kontrolünden geçiyorsun. Elinde ikisi büyük, diğeri küçük, üç tane bavul var. Omzunda askılı bir okul çantası, içinde mangalar, Gameboy, dergiler, Pokémon peluşun var. Sırtında ise sırt çantası ve gitarın var. Sırt çantanda dizüstü bilgisayarın, Galatarasay yastığın ve küçük bir Japonya bayrağı var. Gitarın ise bu anı beklediğinin bir göstergesi. Hoş, ne kadar biliyorsan gitar çalmayı, almıştın zamanında işte.
Hayalini kurduğun o Japon kızları görüyorsun etrafta. Onlarla gidip tanışıyorsun, hepsiyle birer birer ve uzun uzun. Nasıl olduysa, takır takır Japonca konuşuyorsun. Hepsi güler yüzlü, neşeli. Onlara nerden geldiğini, neden geldiğini falan anlatıyorsun. Adını ise sol elindeki orta ve yüzük parmaklarına yaptırdığın, Katanaka alfabesinden “me” ve “te” dövmeleriyle gösteriyorsun. “Kawai!” diye cevap veriyor sana kız, mutlu oluyorsun. Japonya’ ya ayak bastığından beri ilk arkadaşınla tanışıyorsun. Belki de ilk sevgilin?
Onunla birlikte muhabbet ede ede, yavaş adımlarla ilerliyorsun. Etrafa heyecanlarla bakıyorsun, gördüğün mağazalarla ilgili “Kono shoppu wa nan desu ka” diye durmadan soruyorsun. En ufak bir Japonca yazıda elin ayağın titriyor, delice gülümsüyorsun. Mutluluktan ağzın yırtılacak neredeyse. Telefonunu ise açmadın hala, ailene haber vericektin sözde indiğine dair. Her Japon’un suratına bakıyor gülümsüyorsun gözlerini kısarak. Yanındaki kız ise senin hareket ve mimiklerine gülüyor. Biliyor ki senin için bu anlar değişilmeyecek. Heyecandan o kadar terlemişsin ki, saçların yüzüne yapışmış. Düzeltmiyorsun bile, her saniyenin, her gördüğün şeyin tadını çıkarıyorsun.
Kapıyı gördükçe birden hızlanıyorsun. Kızı arkada bırakıyorsun, o derece. Kız arkandan “Mete-kun, matte kudasaii!” diye bağırıyor. O kadar heyecanlısın ki, duymuyorsun kızı. Çünkü biliyorsun ki kapının ardında sana sonsuzluklar açılacak. Gri şehrin rengarenk dünyası. Rengarenk dünyanın pembeleri. Pembelerin çiçeklerini.
Birden açılan kapı sonucu gözlerini acıtan ve yaşlandıran ışık, yerini bir odanın tavanına bırakıyor.
“Ohayou gozaimasu” Mete Sezgin.
