28 Ekim 2011 Cuma

=


Bir çakmağın çıkardığı o bozuk ses kadar normaldi her şey. Ne iyi, ne kötü. Belki de sonbahar yüzünden kötü yoktu. Belki de yaz olmadığı için iyiydi. Bilmiyorlardı.
Eski taş bir merdivene doğru yürüyorlar. Yağmur ince ince ama sert bir şekilde yağıyordu. Hava soğuktu. Bu havada dışarıya çıkmak delilikti aslında. Onlar da ne için çıktıklarını bilmiyorlardı. İki telefon arasındaki on saniyelik, bir kaç Penny tutan bir konuşma sonrası kapıda buluşmuşlardı. Çocuk “Çık” demişti selam vermeden, kız da, ağzı dolu olduğundandı muhtemelen, boğuk bir sesle ”Hıhım” diye cevaplamıştı.
Eski taş bir merdivene doğru yürüyorlar. İkisi de eldiven giymemiş. Atkı sadece erkekte var. Bere ise her ikisinde var. Erkek solda yürüyor, kız sağda. El ele tutuşmuşlar. Erkeğin sol elinde gazete kağıdına sarılı bir şey vardı. Islanıyordu gazete kağıdı. Sol eli üşüyordu ve yorgundu. Yerdeki su birikintilerine aldırmadan ayakkabılarını ıslatıyorlar. Sadece tutuşan elleri sıcak. Üşüyor ikisi de, bakma.
Eski taş bir merdivene doğru yürüyorlar. Rüzgar yer yer şiddetli, ikisini de dövüyor. Buna karşılık kafalarını eğerek, nedense yavaş adımlarla yürüyorlar. Erkek bir an duruyor, elindekini düzeltiyor. Kız, “O nedir?” diye sorduğunda erkek cevap vermiyor. Taş merdivene yaklaştıkça, çalıların üstünden atlıyorlar. Kız atlayamadığı için erkek elindekini ıslak ve çamurlu yere koyuyor, kızın elinden tutup ona yardım ediyor.
Eski bir taş merdivene oturuyorlar. Bu taş merdiven nehirle iç içe. Bu taş merdiveni herkes bilmiyor. Sadece karşı tarafındaki eski okul oraya her gün baktığı için biliyor. Kızın buraya ilk defa gelişi. Erkek ise daha önceden buraya yazın gelmiş. Erkek gazete kağıdını nazikçe çıkarıyor. Kız ona yaslanmış, ısınmaya çalışıyor. Popoları ıslak çimde, belki de çamurlanıyor. Gazete kağıdının içinden bir şarap şişesi. Yarım. Yarısını kim içti bilinmiyor.
Çocuk bir kaç yudum alıyor şaraptan, kıza veriyor. Kız şarabı yudumlarken, erkek ayakkabısını çıkarıyor. Kız göz ucuyla bakıyor. Erkek ayaklarını demir parmaklıklar arasından soğuk nehre değdiriyor. Kız da şişeyi kenara koyuyor, ayakkabısını çıkarmaya başlıyor. Ayağını demir parmaklıklar arasından nehre değdiriyor. Şişeyi eline alıp çocuğa uzatıyor. Çocuk bir kaç yudum içiyor. Gözlerini kısarak, boğazının acıdığını dile getiriyor. Kız küçük bir gülümsemeyle şişeyi alıyor ve içiyor. Oysa ki şişeyi bitiriyor. Çocuğa şişeyi geri verdiğinde, çocuk şişenin boş olduğunu fark ediyor.
Şişeyi kenara koyuyor çocuk. Kıza bakıyor. Gülümsüyor. Kız ise kafasını nehre doğru çevirip, hıçkırıyor. Muhtemel şaraptan. Kafasını yukarı kaldırıyor daha sonra. Yüzüne düşen yağmur yüzünden gözünü açamıyor. Çocuk bunu tatlı buluyor. Sol eliyle kızı kendine çekiyor. Kızın kafası çocuğun bacaklarına düşüyor. Çocuk küçük bir öpücük konduruyor kızın dudağına. Kız gözleri kısık ve boğuk bir sesle “Bir daha…” diyor. Çocuk bir tane daha öpücük konduruyor. Kız, “Bir kez daha…”. Çocuk bir eliyle kızın kafasını kaldırıyor hafifçe, diğer eliyle ise kızın alnına yapışmış saçları düzeltiyor. Öpmüyor bu sefer. Kız kızarmış yanakları ve hıçkırmasına inat, çocuğu öpüyor. Sadece öpüyor. Uzunca. Hiç bitmeyecekmişcesine. 
Yağmurun dudaklarının arasına girmesine izin vermiyorlar. Sıcak nefeslerini birbirlerinin ağızlarına her verdiklerinde şarabın tadı ve kafası artıyor. Onları arkadan döven rüzgara inat, öpüşmeye devam ediyorlar. Çocuğun dirseği, şişeye çarpıyor. Şişe yuvarlanarak nehre düşüyor. Umurlarında değil aslında. Çünkü birbirlerini sevmekle meşgullerdi.
Meşgul oldukları şey, çok güzeldi.
Sadece,
Güzeldi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder