Turuncu kuru yaprakların üstüne basarak ormana ilerledim. Şehrin dışına doğru kuzey tarafında kalıyordu orman. İki gün önce istemeden aldığım sigara paketini cebimden çıkardım küçük adımlarımla ormana ilerlerken. Keyfine göre çalışan çakmağımla, yer yer esen terbiyesiz rüzgara inat bir dal yaktım. İçime fazla çekmedim, dışarıya dumanı vurdum. Ayağımın altında çıtırdayan çekirge ölüleri ve iri kurumuş yaprak taneleri güzel bir melodi oluşturuyordu. Saatin ilerlemesi ile, hava kararıyor, biraz da sis çöküyordu yaşlanmış ormana. Adımlarımın gitgide yorulduğu anlarda, sigaramdan bir fırt daha çekiyorum.
Sisin köküne doğru yorgun adımlarla ilerledim. Bitmiş sigaramı bir ağaç kenarına fırlattım. Kurumuş yaprakların koloniler halinde birikmiş olduğu yerlerden birine geldim. İri bir ağaç. Kökleri o kadar büyük ki, topraktan yer yer yer yüzüne çıkmış. İki kök arasındaki kurumuş yaprakların arasına oturdum. Az biraz gözümü kapadım. Kendimi dinlendirdim. Esnedim, gerildim. Gözümü açtım, yoğun sise doğru bir bakış attım. Cebimden zar zor sigara paketini çıkarıp, bir dal daha yaktım. Başımı iri ağaca yasladım, gözlerimi tekrar kapattım.
-Seni seviyorum.
-Biliyorum.
-Peki beni neden görmezden geliyorsun?
-Canım istiyor.
-Mantıklı bir şey söyle.
-Hep kendim olduğum için.
-Bunun benim seni sevmemle ne alakası var?
-Yaptığım hareketleri severim.
Dalı bitirdiğimde yavaşça ayağa kalktım, pantolonumu sirkeledim. Siyah hırkamı düzelttim, evin yolunu tuttum. Çünkü ben çok can yaktım. Umrumda mıydı? Güldüm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder